Ülkelerin Sosyal Yapılarının Kara Kutusu: Sosyal Hizmet

1557

19.yüzyılın ortalarında Amerika, İngiltere ve Avrupa’ya gelen göçler sonucunda bu bölgelerde muhtaç ve yoksulluk oranları artmış, buna bağlı olarak da bazı sosyal politikalar geliştirilmek istenmişti. İlk olarak yoksul ve muhtaç kimselere maddi yardım sağlama yoluna gidildi. Bir süre devam eden bu yardımların daha sonra plansız ve programsız uygulandığı, bu durumun ise savurganlığa yol açtığı fikri oluşmuştu. ABD’de kaynakların bu şekilde savurgan bir biçimde kullanılmasının önüne geçilmek için 1877’de New York’ta Yardım İşlerini Düzenleme Derneği kuruldu. Bu dernek muhtaç kimselerden yardım taleplerini aldıktan sonra “dost ziyaretçi” adını verdiği personeli aracılığıyla yardım talebinde bulunan kimsenin yaşadığı çevreyi inceler, gizlilik esasına bağlı kalacak şekilde edinilen bilgiler doğrultusunda yardımın sağlanıp sağlanamayacağına kanaat getirirdi. Sürekli olarak muhtaç kimselerin evlerine incelemeye giden dost ziyaretçiler bir süre sonra ailelere verilen maddi desteğin tek başına çok yetersiz olduğunu, maddi desteğin yanında aile ile sorun çözücü, rehabilite edici çalışmaların da yapılması gerektiğini ortaya koydular. Ailelerin ortak sorunlarının muhtaçlık olsa dahi her birinin kendilerine özel farklı türden sorunlarının da bulunduğunu, yoksulluk sorununun yanında ailelerin sorun çözme kapasitelerinin artırılmasının da gerektiğini sıkça ifade etmeye başladılar. Nitekim tüm bu çağrılar 1898 yılında sonuç buldu ve yapılan bu işin profesyonelleşmesi ve ailelerin çeşitli sorunlarıyla ilgilenebilecek nitelikli personelin yetişmesi için yine New York’ta bir meslek kursu açıldı. 1904’te ise ilk “Sosyal Hizmet Meslek Okulu” açıldı. Bu sayı 1984’te 346’ya ulaşmıştır.

Sosyal yardımlar alanında bu anlatılanlar cereyan ederken sağlık alanında ise 19. yüzyılın sonlarına doğru hastanelerden taburcu edilen akıl hastalarının takibi için evlere hemşireler yollandı.  Bu hemşireler hastalara nasıl bakılması gerektiğini aile üyelerine anlatmak ile mükelleftiler. Bir süre sonra ise hastanelerde tedavi gören ve muhtaç durumda bulunan hastaların evlerini ziyaret etmek ve aileye yardım etmek üzere “Lady Almoner” adında gönüllü kadınlar görev almaya başladılar. Ayrıca o sıralar üniversitelerin tıp fakültelerinde eğitimlerine devam eden öğrenciler de sosyal yardım kuruluşlarında çalışmaya başlayarak tıbbi tedavinin yanında gerekli olan sosyal desteğin önemi üzerine deneyim kazandılar. Sağlık alanında tüm bu gelişmeler yaşanırken 1898 yılında New York’ta meslek kurslarının açılması ile beraber hastaların sosyal çevreleriyle beraber ele alınma isteği de tamamen belli bir meslek grubunun yapması gereken bir iş olarak herkesçe kabul edildi ve nitekim sosyal hizmet mesleği İngilizcedeki karşılığı olan “Social Work” ismi ile kendi bilgisini üretmeye başladı. 1905 yılında ise Doktor Putman ilk “Psikiyatrik Sosyal Hizmet Uzmanı” atamasını gerçekleştirmiştir. İşte sosyal hizmetin duayenlerinden Veli Duyan ve Nihal Turan özetle bu şekilde anlatıyorlar mesleğin tarihsel gelişimini.

Sosyal hizmet mesleği kendini sosyal politikalar, sağlık, adalet gibi alanlarda kabul ettirdikten sonra toplumların sorunlarının çözülmesinde önemli roller üstlenmiştir. Çocuk, kadın, engelli, yaşlı, muhtaç, eşcinsel gibi toplumun dezavantajlı kesimleri ile birebir ilgilenmiş, her bireyin sorununu kendine has olarak görmüş ve  “çevresi içindeki birey” tanımlamasından yola çıkarak kişinin sosyal çevresinden kaynaklanan sorunlarını çözmeye çalışmıştır. Kişinin sırrını her daim gizlilik ilkesinin dışına çıkmayacak şekilde kutsal kabul etmiş, bireylerin yeteneklerinin en üst seviyeye çıkarılarak her bireyin kendi kendisine yetebilmesini amaçlamıştır. Tabii bunu yaparken kişinin toplumdan uzaklaşmasının önüne geçmeyi ve sosyal ilişkilerini olabildiğince iyileştirmeyi hedef almıştır. Toplumun farklı kesimlerinden farklı hayatlarla karşılaşma ihtimali çok yüksek olan sosyal hizmet uzmanları, bu yönü ile bakıldığında içinde bulundukları sosyal yapının bir anlamda iç yüzünü görebilen ve kendi tanımlamam ile toplumun kara kutusu durumunda olan meslek elemanları olmayı günümüze değin başarmışlardır. Her ne kadar diğer meslek grupları kadar meslekleri çok popüler olmayı başaramamışsa da toplumlar için kilit rol oynamayı meslek var olduğundan beri sürdürmektedirler. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başta ABD olmak üzere hızla gelişen ülkelerde sosyal hizmet mesleği de ciddi anlamda seviye atlamış ve uygulanabilirlik alanı artmıştır. Mikro, mezzo ve makro alanda çalışmalar yapabilen sosyal hizmet mesleği en nihayetinde temel hedefini sosyal refahın gerçekleşmesi olarak belirlemiştir. Hızla gelişen ülkelerde günümüzde mesleğin durumuna baktığımız zaman başta sosyal politikalar olmak üzere sağlık, adalet, eğitim gibi birçok alanda varlığını sürdürmektedir. Bugün İsviçre’de yaklaşık olarak 113 bin, İngiltere’de 88 bin ve 9 milyon nüfusu olan İsrail’de on 12 bin sosyal hizmet uzmanı görev yapmaktadır. ABD’de ise sadece eğitim alanında çalışan sosyal hizmet uzmanı sayısı 2012 verilerine göre 285 bin civarındadır.

Türkiye’ye gelecek olur isek dünyanın gelişmiş ülkelerinde köklü bir geçmişi, geniş bir uygulanabilirlik alanı ve saygı duyulan bir meslek olan sosyal hizmet bu ülkede tam anlamıyla içler acısı bir durumda. 80 milyona yakın bir nüfusu olan ülkede çalışan toplam sosyal hizmet uzmanı sayısının altı bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Sosyal hizmet alanında meslek elemanı yetiştiren ilk bölüm ise 1961 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde açılmış ve nitekim 2000’li yıllara kadar sadece bu okul sosyal hizmet uzmanı yetiştirmiştir. 2000’li yıllara girildikten sonra ise çeşitli üniversitelerde sosyal hizmet bölümü yaygınlaştırılmış, bölümden mezun olan öğrencilere “sosyal hizmet uzmanı”, “sosyal hizmet mütehassısı” “sosyal çalışmacı” gibi unvanlar verilmiştir. Günümüzde bakanlıklar alımlarını “sosyal çalışmacı” unvanı ile yapıyorlarsa da bu bölümü bitiren birçok kişi kendini “sosyal hizmet uzmanı” olarak tanımlamaktadır. Nitekim Sağlık Bakanlığı 2014 yılında yayınlamış olduğu sağlık meslek mensuplarının iş ve görev tanımlarına ilişkin yönetmelikte her iki tanıma da yer vermiştir.

Sosyal hizmet uzmanlarının Türkiye’de kemik elemanı durumunda olduklarını düşündükleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise bu meslek grubunu en az tanıyan ve sosyal hizmete en az saygı gösteren bakanlık durumunda. Aile Bakanlığı 2011 yılında kurulduktan sonra geçen 5 yıllık süreçte sosyal hizmetler alanına ilişkin yönetmelikleri değiştirmiş, yönetmeliklere “sosyal çalışma görevlisi”, “meslek elemanı” gibi emsali görülmemiş tanımlar eklemiş ve bu şekilde sosyoloji, psikoloji, sosyal hizmet, öğretmenlik gibi meslek gruplarından mezun olmuş kimseleri tek tipleştirme yoluna gitmiştir. Bu bölümlerden mezun olmuş olan herkes “sosyal çalışma görevlisi” kabul edilmiş ve normalde sosyal hizmet uzmanlarının görevleri olan sosyal inceleme yapmak ve sosyal inceleme raporu yazmak gibi faaliyetler diğer meslek gruplarına da devredilmiştir. Bu sayede bakanlık önemli sayıda ihtiyaç duyduğu sosyal hizmet uzmanı açığını aslında hiç de etik olmayan bir biçimde kapatmaya çalışmıştır. Bakanlığın son yıllarda kamuoyu önünde sıklıkla dillendirdiği ASDEP projesi kapsamında alması gereken personel sayılarına bakıldığı zaman yine sosyal hizmet uzmanlarının oldukça büyük bir haksızlığa uğradığı görülmektedir. Projenin olgunlaşma evresinde yapılan pilot çalışmalarda sosyal hizmet uzmanları görevlendirilmiş ve nitekim yapılacak olan ilk 1500 kişilik personel alımında da sosyal hizmet uzmanı ve psikologlara ağırlık verileceği konuşulmuştu. Fakat şu an itibari ile büyük ölçüde tamamlanmış olan bu ilk alımlarda 1200 civarında sosyoloğun istihdam edildiği görülmektedir. Bakanlığın böylesine önem verdiği bir projede bu şekilde gözle görünür hataların yapılıyor olmasına karşın hiçbir açıklamama yapmaması ise ilginç olan bir başka durumdur.

Sosyal hizmet mesleğinin Türkiye’de uygulanabilirlik alanını daraltan ve çözülmeyi bekleyen onlarca sorun bulunmaktadır. Kısaca belirtmek gerekirse; bölümün her sene örgün öğretime eş değerde –belki daha da fazla- açık öğretimden de öğrenci alıyor olması, çeşitli yönetmeliklerle sosyal hizmet uzmanlarının görevlerinin farklı meslek elemanlarına yüklenmesi, ülkenin farklı illerinde açılmış olan sosyal hizmet bölümlerindeki gözle görülür derecedeki akademisyen açığı, mesleğin isminin üzerinde meslek çatısı altındaki uzman ve akademisyenlerin fikir ayrılıkları, sosyal hizmet uzmanlarının çalıştıkları kuruluşlarda sadece maddi yardım bağlayan bir meslek elemanıymış gibi yanlış bir algının oluşmuş olması gibi durumlar mesleğin itibarını ciddi şekilde zedelemekte, bölümden mezun olmuş işsiz sayısını artırmakta, nitelikli sosyal hizmet uzmanı yetişmesini engellemekte ve sosyal hizmet mesleğinin birey ve aileyi rehabilite edici yönünü zayıflatmaktadır.

Dünyanın birçok gelişmiş veya gelişmekte olan ülkesinde uygulanan “Okul Sosyal Hizmeti” modelinin ülkede uygulanmıyor olması da mesleğin çalışma alanının dar kalmasındaki büyük sebeplerden biri olarak görülüyor. Öğrenciyi sosyal çevresi içinde değerlendiren, okul-aile ilişkilerini güçlendiren, öğrenci ve aile ilişkilerinde yaşanan sorunları ele alan, madde bağımlılığı ve istismar benzeri vakalarda öğrenciler için koruyucu, önleyici, değiştirici ve geliştirici roller benimseyen bu model farklı ülkelerde uzun yıllardır başarı ile yürütülüyor olmasına karşın Türkiye’de Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği(SHUDER)’nin çabaları ile henüz pilot uygulamasına başlanabilmiştir. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği her ne kadar bu projenin resmen hayata geçmesi için Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşmelere devam edildiğini duyursa da bakanlığın bu modeli uygulayacağına (uygulasa bile sosyal hizmet uzmanı istihdam edeceğine) dair güçlü şüpheler var. Çünkü birkaç gün öncesine kadar MEB’in Suriyeli öğrencilere sosyal destek amaçlı yeni bir proje geliştirileceği ve bu doğrultuda psikolog, sosyolog, rehber öğretmeni gibi meslek gruplarından profesyoneller görevlendirileceği yönünde haberler çıkarken sosyal hizmet uzmanlarıyla alakalı hiçbir detaya yer verilmedi. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği bu durumu “ismimizin unutulduğunu düşünüyoruz” şeklinde yorumladı. Fakat derneğin son ASDEP alımlarında da Aile Bakanlığı’nın en fazla alımı sosyal hizmet alanından yapacağına dair kendilerine sözlü olarak garanti verdiğine yönelik açıklaması ve sonrasında alımların çok büyük kısmının sosyoloji bölümünden yapıldığı gerçeği hali hazırda unutulmuş değil. SHUDER bugünün şartlarında sosyal hizmet alanında desteklenebilir tek dernek olarak göze çarpsa da gerek çalışmayan sosyal hizmet uzmanlarına yeterli desteği vermeyişi gerek elitist bir duruş sergiliyor olması bakımından sıklıkla eleştiriliyor.

Sosyal hizmet uzmanlarının temelde bireyin mutluluğunu artırmaya yönelik çalışmalarının yanı sıra nihayetinde toplumsal refahı hedeflediğini daha önce zaten belirtmiştim. Bu disiplin sosyal refahı sağlamadaki en etkin yolun doğru sosyal politikalardan geçtiğini düşünür. Sosyal hizmet uzmanlarının toplumun farklı kesimleri için oluşturulan sosyal politikalarda görev almaları, uygulanmasına katkıda bulundukları bu politikalarla eksikliklerin kapanmasına katkıda bulunmaları beklenir. Nitekim ABD’de bugün başkan Obama’nın yüksek lisansını sosyal hizmet alanından yapmış olması, ABD senatosunda 100’e yakın sosyal hizmet uzmanının bulunuyor olması toplumu iyi analiz edebilen ve sorunlarına çözüm bulan bir meslek grubu olan sosyal hizmetin önemini yeterince ortaya koymaktadır. Fakat Türkiye’de mecliste görev yapan aktif bir sosyal hizmet uzmanı bulunmamakla birlikte, sosyal hizmet uzmanları alan dışından kimseler tarafından hazırlanan ve uygulamaya konulan sosyal politikaların uygulayıcısı durumundadırlar. Sosyal politikaların öngörülmesi ve hazırlanması aşamasında bu meslek grubuna görev verilmemektedir. Aslında bu durum kadınlarla alakalı herhangi bir tasarıyı meclisteki 469 erkek vekilin oylaması durumuna benzemektedir.

Sosyal hizmetin ülkede yaşadığı benzeri sorunları artırmak oldukça kolay. Fakat sosyal hizmetin özelinde Türkiye’nin genel anlamda görmesi gereken daha büyük bir gerçek var. Ülkenin özellikle zor dönemden geçtiği şu sıralarda acilen kurumsallaşmaya ve bunu başarmak için de sağlam bir liyakat sistemine ihtiyacı var. Aksi takdirde 2010 yılında yaşanmış olan mağduriyetlerin benzerlerinin hatta daha büyüklerinin yaşanılması kaçınılmaz olacaktır. Şu an için ülkede geçerli olan “Herkes herkesin işini yapar.” anlayışının terk edilerek işe başlanması ise en sağlam yol olarak görünmektedir.

Yazar Hakkında: Faruk KOÇ, Trabzon Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne bağlı Akçaabat Toplum Sağlığı Merkezi’nde Sosyal Hizmet Uzmanı olarak görev yapmaktadır.

Puan:
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Lütfen Cevabı Aşağıya Giriniz: